İnsanın normal olmayanı, ya da mantıklı olmayanı diyeyim, yapmaya en açık olduğu dönem acemi gençlik yılları olsa gerek. Yaşıtları risk alırken hep geride durup bakan bir yapıya sahip (açık konuşursak can sıkıcı bir kişiyimdir) bendenizin bile birkaç sıradışı hareketi olmuştur. Harold and Kumar, sonradan bakınca komik görünen bu hallerimizi gerçekliğinden asla emin olamadığımız bir rüya gibi aktarırken, Amerika'nın beyazlar dışındaki ırklara önyargılı yaklaşımını da taşlıyor.İki ev arkadaşından Asya kökenli Amerikalı Harold (John Cho) hoşlandığı kızla karşılaştığında sadece gülümseyebilen, iş arkadaşları kendi işlerini üstüne yığıp eğlenmeye gittiğinde sesini çıkarmayan çekingen bir karaktere sahiptir. Başarılı doktor aileden gelen Kumar'ın (Kal Penn) ise hayatı eğlenmek üzerine kuruludur.

Bir cuma gecesi, Kumar'ın getirdiği "ot"la kafayı bulan ikili, TV'de gördükleri bir reklamdan ilham alıp "White Castle" adlı hamburgerciye gitmeye karar verir. Yolda karşılarına engeller yığıldıkça "White Castle"a ulaşmak gitgide bir hayale ve yaşam amacına dönüşür.
Jon Hurwitz ve Hayden Schlossberg ilk senaryolarında önceden defalarca işlenmiş, "gençler kafayı bulur, çılgınlık yapar, birden olgunlaşır" temasına yeni bir soluk getirmeyi deniyor. İşin çılgınlık kısmında gerçekliğin sınırlarına bağımlı kalmamayı seçen ikili, ana karakterlerini inandırıcılıktan ayırmayarak, etraflarında dönenleri bir rüya gibi kabullenmemizi ve akışa uymamızı sağlıyor. Filme kendinizi kaptırınca, normalde sıradan ve "Hollywood" görünecek final sahnelerini bile coşkuyla izliyorsunuz. Tüm bu süreç boyunca konuya dahil olan yardımcı karakterlerin yarattığı komediyle atılan kahkahalar da yanınıza kar kalıyor.
İki başrol, John Cho ve Kal Penn'in bu filmde gün gibi aşikar yeteneklerine karşın, bugüne kadar çok sayıda yapımda genelde ikinci sınıf roller (John Cho'nun filmografisinden göze çarpanlar: Sale House Man #1, Aide #3) alması filmin temaları arasında yer alan "beyazın önceliği"nin bir sonucu belki de. İkilinin arasındaki iletişim ve karakterlerini anlamadaki başarıları takdiri hakediyor. Belli çizilmiş rolleri olan Cho ve Penn'e, önyargılar üzerine kurulu karakterleri doğaçlama oynuyor gibi görünen bir komedyenler sürüsü eşlik ediyor. "How I Met Your Mother"la tanıdığımız, Amerika'da oldukça sevilen Neil Patrick Harris kendisini bir seks bağımlısı olarak canlandırıyor. "Two Guys, A Girl and A Pizza Place"in Dr. Berg'ü Ryan Reynolds erkek hemşire rolünde. Luis Guzman da olacakmış ama sahneleri kurgu odasında kalmış.
Önyargıları açıktan açığa "kötü" diye damgalamak yerine komedi çorbasının içine katarak alt mesajını ileten Harold and Kumar, aynı zamanda sıradan ve sıkıcı bir konunun iyi işlenip iyi oynandığında neleri başarabileceğinin canlı örneği olarak da izlenmeye değer.
Bu arada, filmi izledikten sonra merak edeceksiniz, ben şimdiden söyleyeyim, Harold and Kumar Go To Amsterdam'ın senaryosu yazılmaya başlanmış bile.
0 comments:
Yorum Gönder