Gilmore Girls dizisinden bir diyalog:(Anne-kız 1958 yapımı aile dizisi Donna Reed Şovu izlemektedir.)
Rory: En sevdiğim bölüm oğullarının okuldan geldiği ve hiçbirşey olmadığı
Lorelai: O iyi, ama ben kızlarının işe girdiği ve yine birşey olmadığı bölümü sevmiştim.
Rory: O da klasiktir
Love Finds Andy Hardy tam da Gilmore'ların konuştuğu gibi hayatın normal aktığı, çok önemli şeylerin olmadığı, sinemanın gerçek hayattan uzaklaştırma görevinden bahsederken örnek olarak kullanılabilecek bir yapım. MGM'in 17 filmlik (evet, onyedi) Judge Hardy ve ailesi maceralarının 4. bölümü, başrollerde Judy Garland ile Mickey Rooney'i içermesi ile önem kazanıyor.
Filmin (ve diger 14-15 filmin de) başkahramanı Hakim Hardy'nin (Lewis Stone) ergenliğin ilk günlerini yaşayan oğlu Andy (Mickey Rooney). Anne (Fay Holden) ve kızkardeş (Cecilia Paker) aile tablosunu tamamlıyor. Her delikanlı gibi Andy'nin de bir sevdiği var, Polly (Ann Rutherford, film serisinin bir diğer gediklisi). İkili Noel balosuna Andy'nin yeni arabasıyla gitme hayalleri kurarken, Polly'nin aile büyüklerini ziyaret etmek için şehir dışına çıkması planları bozar. Komşlarının kendisine hayran torunu Betsy Booth'u (Judy Garland) kendinden küçük yaşta olduğu için görmezden gelen Andy diğer erkeklerin ilgisinden korumak için arkadaşının sevgilisini (Lana Turner) baloya götürmeye karar verir (tabii arkadaşından arabası için gerekli parayı istedikten sonra). Özeti özetlersek American Pie'ın küfürden ve cinsellikten büyük oranda arınmış hali. (Mutaassıp Amerikan sineması cinselliği öpüşmeyle sembolıze etmiş)
Mickey Rooney çizgiyi yer yer aşan oyunuyla her sahneyi kaplıyor. Daha çok fiziksel komediyle güldürüyor. Karşısında Lana Turner, Ann Rutherford ve oyuncu ekibinin tamamı suskun kalsa da bu filmde sinemaya ısınma turları atan 16 yaşındaki Judy Garland tartışmasız filmin yıldızı. Andy'ye kendisini kabul ettirmek için uğraşırken oyunuyla da söylediği şarkılarla da filme hayat katıyor.
Çok edecek sözüm yok bu film üzerine. Gilmore'ların başta dediği üzere pek birşey olmuyor baştan sona ama Andy'nin koşturmacalarını izlemek de bir dereceye kadar eğlenceli. Öte yandan Judy Garland'ı Wizard Of Oz'dan bile önce, en genç, hafif toplu yüzüyle görmek ve her zaman harika olan sesini dinlemek için bir fırsat. Kate Beckinsale geldi aklıma Garland'ı izlerken. O da ilk filminde (Much Ado About Nothing) öyle hafif tombiş, sonradan Hollywood ölçülerine giren bir aktris. Kim ne derse desin ben o ilk filmdeki masum yüzünü seviyorum Kate ablamın. (koptuk konudan evet)
0 comments:
Yorum Gönder