Sinemanın en hor görülen, eleştirmenlerce en çok yerden yere vurulan türü fiziksel komedi olsa gerek. Türün günümüzdeki üstadı Jim Carrey, 2004'te akademinin onur ödülünü sunduğu Blake Edwards ufak şovunun sonunda üstünü başını toparlarken kısa süre için ona Oscar'ını uzattığında "Benim bunlardan almama izin vermiyorlar" diyerek tam da bu haksızlığı taşlıyordu. Edwards'ın fiziksel komedisi The Party geçenlerde yayınlanan bir "En iyi komedi filmleri" listesinde yer almadığında elestirmenlerden yükselen itiraz bu sebepten filmin kalitesiyle ilgili en büyük güvenoyu haline geliyor.1968 yapımı The Party, Hint kökenli fena halde sakar bir aktörün, Hrundi (Peter Sellers), kazara büyük bir yapımcının partisine davet edilmesiyle başlıyor ve partiyi (suç ortağı hafif alkollü garsonun (Steve Franken) da yardımıyla) karıştırmasıyla devam edip, parti dağılınca bitiyor. Hrundi'nin iyi niyeti, saflığı, merakı, nazikliği ve aktris adayı Michele'e (Claudine Longet) duyduğu ilginin sonucu ortaya çıkan karmaşanın arasına belli büyüklüğü aşan partilerin yer yer komik dinamikleriyle ilgili birkaç ufak sahne serpiştirilmiş.
Bir adamın ortalığı kırıp dökmesini yazmanın çaba ve yaratıcılık istemediği önyargısı fiziksel komedinin "beyinsiz" olarak damgalanmasına sebep oluyor. Gişe gelirleri iyi olduğu için benzeri filmlere yeltenenler bu önyargıyı haklı çıkarsa da Blake Edwards ve ekibi ters yönde hareket ediyor. Partinin geçtiği ev, Hrundi'nin 90 dakika boyunca aynı şeyleri tekrar etmeden ve aynı noktada uzun süre durmadan gezebileceği kadar geniş tasarlanmış. Her oda ayrı bir set, ayrı bir macera haline geldiğinden tek mekanda kısılı kalma hissi yaşanmıyor. Alelade ev eşyalarından (bozuk bir sifon) veya olağan durumlardan (tuvalet sırası bekleme) çıkarılan sahnelerle film daha da zenginleşiyor. Edwards'ın kamerasını kullanışı ve sahne tasarımı da komedi filmlerinden genelde beklenmeyecek kadar incelikli.
Filmin her karesinde usta Peter Sellers var. Abartıya kaçmanın kolay ve hatta hoşgörülebilir
olduğu rolünde karakterinin komik ve sevilebilir olmasını sağlayan ana etmen olan kibarlığını bir an için elinden bırakmıyor. Kırıp dökerken, bilmediği birşeyleri kurcalarken ve görevini (!) bitirdikten sonra olay mahallinden toz olurken tam bir centilmen. Minimalist oyunculuk konusunda ders veriyor. Sarhoş garson, Steve Franken biraz daha geniş oynama özgürlüğüne sahip. Sarhoş, gamsız ve komik. Filmin romantizm kaynağı Fransız Claudine Longet çerçeveye girdiği andan itibaren dikkati çeken bir güzelliğe ve asalete sahip. Breakfast At Tiffany's'de Audrey Hepburn'e kendisini akıllara kazıyan sahnelerden olan "Moon River" sahnesini veren Edwards, Longet'ye de benzeri bir gitar eşliğinde şarkı söyleme sahnesi teslim ediyor.Günümüzde komediler hep bir önekle değerlendiriliyor. Romantik-komedi, kara-komedi, macera-komedi gibi. The Party ise her anlamıyla safkan bir komedi filmi. Peter Sellers'ın akıllara kazınan oyunu ve Blake Edwards'ın kaliteli yönetimiyle The Party mutlaka izlenmeli.
0 comments:
Yorum Gönder