27 Eylül 2006 Çarşamba

The Philadelphia Story ****

Amerikan yapımı film ve dizilerde düğün öncesi her zaman için olaylıdır. Eski aşklar-eşler, kararsızlıklar, aksilikler, ailelerin kendi içinde veya karşılıklı kavgaları yeri geldiğinde tam bir senaryo bile çıkarır (My Best Friend's Wedding geliyor akla). Broadway müzikalinden uyarlama The Philadelphia Story, bir senarist açısından maden sayılabilecek bu konuyu, güçlü diyaloglar ve o diyalogları aktaracak efsanevi oyuncularla işleyerek klasikler arasında yerini alıyor.

Zengin ve başına buyruk Tracy Lord (Katharine Hepburn), ikinci evliliğini yapmanın arifesindedir. Eski kocası Dexter, (Cary Grant) dedikodu dergilerinden birinin iki muhabirini Tracy'nin kardeşinin arkadaşları olarak düğüne davet ettirir. Dexter'ın amacı düğün dedikodularını dergiye yansıtarak eski karısından bir yerde intikam almaktır. Tracy durumu anlasa da, Dexter babası hakkındaki kirli çamaşırları yayınlamakla onu tehdit edince gazetecilere iyi davranmak zorunda kalır.

Düğünü aktarma görevini alan iki gazeteciden Macaulay Connor (James Stewart) kısa hikayelerini yazmak yerine dedikodu peşinde koşmaktan, Liz Imbrie (Ruth Hussey) ise ressamlık yeteneklerini fotoğraf makinesiyle bastırmaktan pek hoşnut değildir. Haliyle bir arada bulunmak istemeyen iki tarafın ilk bir araya gelişleri karşılıklı taşlamalar ve soğuk bakışlarla geçer. (Vardır ya erkek tarafı kız tarafı arası bir soğukluk düğünün başında) İki taraf da kafdağından inip karşıdakini mecburen tanımaya başladığında fikirler değişir. (hayır, iki tarafın dostça halay çekmesiyle bitmiyor film)

Sahneden beyazperdeye uyarlama hasarsız atlatılmış. Tempo biraz düşük olsa da olaydan çok karaktere dayalı böyle bir yapım için normal. Bazı senaryo dönüşlerinin arkası biraz sağlamlansa daha iyi olabilirmiş ama çok da büyük bir kayıp değil. Tanıtımlar bittikten sonra başlayan ikili diyaloglardaki kuvvet zayıflıkları unutturuyor.

Katharine Hepburn, Broadway'de oynadığı oyunun haklarını satın almış. Film çekilirken de başrole getirilmiş. Tracy, dönemdaşları gibi erkek karakterlerin arasında kaybolmayan, güçlü, bağımsız, tam bir Hepburn karakteri. İki üç sene önce kaybettiğimiz usta, o kendine has sesi, tonlaması ve yüz ifadesiyle diyaloglara da can vererek her kareyi beyninize kazıyor. Genelde daha kapsamlı rollerde gördüğümüz Cary Grant ve James Stewart, çerçeveye girdikleri sürede bildik, rahat oyunlarını sergiliyor. Ruth Hussey ne yazık ki üç yıldızla oynarken biraz arkalarda kalmış.

1940'ların komedileri arasında tercihim genelde hızlı diyaloglarla akan Bringing Up Baby misali yapımlardır. (Cary Grant - Katharine Hepburn filmidir o da) Ama Grant, Hepburn ve Stewart'ın aynı sahneyi paylaştığı The Philadelphia Story romantik komedinin klasiklerinden biri olarak izlenmeyi hakediyor.

1 comments:

B.G. dedi ki...

Temposunun düşük olmadı dışında güzel bir filmdi. Yazdıklarına katılıyorum. James Stewart nedeniyle oturdum filmin başına aslında ama hepsi güzel iş çıkarmış.