Woody Allen filmlerini seviyorum. Ve ilginçtir herkesin özgünlük yakarışlarına rağmen ben o filmlerin birbirine benzer havasını seviyorum. İyi seçilmiş müzik eşliğinde, her zaman siyah üzerine beyaz yazılarla yazılan alfabetik sıralı oyuncu isimleri, sonra Woody Allen hayranlarının ezberden tekrarladığı kamera arkası kadrosu. Film açıldıktan sonra da arka arkaya sahneleri, karakterleri, olayları Woody'nin önceki filmleriyle benzeştirme çabası. Bu eğlencenin arasında filmin orjinal yanlarını kaçırabiliyor bile insan bazen. NY'u terkedip Avrupa turnesine çıkan Woody usta daha Match Point'in üzerinden bir sene geçmeden Scoop'u sunuverdi sabırsızca bekleyen hayranlarının beğenisine.Bir cenaze töreniyle açılıyor Scoop. "Manhattan"'ı hatırlatan bir arkadaş grubu merhum gazeteci Joe Strombel (Ian McShane) ve haber atlatmadaki ustalığı hakkında konuşuyor. Buradan, kahkahalarınızı azaltmamak için sadece "Love and Death"ten eski dost "ölüm"ün konuk oyuncu olduğunu söyleyeceğim bir sahnede Strombel yine büyük bir hikaye için başka bir merhumdan ipucu alıyor ve bunu sihirbaz Sid Waterman (Woody Allen) tarafından bir numara için kutuya kapatılan Amerikan gazetecilik öğrencisi Sondra'ya (Scarlett Johansson), "Play It Again Sam"de Humphrey Bogart'ın yaptığı gibi ortaya çıkıp, ulaştırıyor. Kariyerinde sıçrama şansını gören Sondra, isteksiz sihirbazı da yanına katarak katil olduğu hakkında ipucu aldığı zengin adamı (Hugh Jackman) araştırmaya başlıyor. Genelde komedi civarlarında seyreden film ara ara gerilim ve gizem atmosferi yaratmayı da beceriyor ki akla ister istemez "Manhattan Murder Mystery" geliveriyor. Eski klasiklerini hatırlatan bu sahnelerin yanında Allen'ın tek cümlelik esprileri, Londra'dan yakaladığı manzaralar ve en sonda izleyicisiyle paylaştığı Londra görüşleri bu filme has.
Başrolde Woody Allen yine her zamanki hallerinde. Kadınlarla bu kez çok sorunu olmasa da yine telaşlı, eli ayağı birbirine dolaşık ve tek cümlelik esprileriyle yine salonu kahkahaya boğdu. Scarlett Johansson'un aktrisliğinden şüphem yok ama "Annie Hall"daki ya da "Love and Death"te Woody Allen'ın ancak "merdivenden yuvarlanan adam" şeklinde tarif edilebilecek düzensiz, dağınık ama hızlı ve doğal diyaloguna aynı şekilde cevap veren Diane Keaton'ın yerini doldurmakta yetersiz kalıyor. ("Love and Death"te öznellik ve nesnellik üzerine Allen - Keaton çiftinin karşılıklı gevelemelerini şöyle bir gözünüzün önüne getirin) Johansson'un oyunu kötü değil ama komedi temposu yönünden zaafı var. Yeni yıldız, filmin ilk birkaç dakikasında (Woody Allen sahnede yerini alana kadar) hissedilen tıkanıklığın da sebebi olan bu eksikliğini biraz daha komedi filmlerine ağırlık vererek kapatabilir. Özellikle Allen filmleriyle. Johansson karşısında oldukça zaman geçiren Hugh Jackman da kendinden emin ve rahat havasıyla tam bir İngiliz centilmeni, rolüne yakışmış. Sonlara doğru Buffy The Vampire Slayer'ın Giles'ı Anthony Stewart Head de ufak bir konuk oyunculuk yapıyor.
40 senede 50 civarında filme, üstelik "auteur" kimliğini hakeder şekilde imza atmış bir insanın yeni yapımlarının eskilerine az veya çok benzemesi kaçınılmaz. Woody Allen'ın filmlerini izlenir kılan belki de öncekilere olan sevgimiz, o klasiklerden bir sahne veya bir espriyi tekrar yaşama isteğimiz. Şimdilerde hayalimse Allen'ın tüm eski dostları toplayacağı bir NY filmi çekip "Deconstructing Harry"nin başkarakteri misali eşsiz kariyerine bir daha bakması.
0 comments:
Yorum Gönder