2003'te cektigi Monster'la yildizlar arasina katilan Charlize Theron'i basrole alan North Country senenin buyuk adaylarinin golgesinde kalan basarili bir drama.
Julia Roberts'a Oscar kazandiran Erin Brokovich bir kadinin suyu zehirleyen bir sirkete karsi mucadelesini anlatiyordu, North Country'de ise bu kez bir kadin "herkes gibi" olabilmek icin calisiyor. Gercek bir olaydan uyarlanan North Country ana temasi cinsel taciz ve kadin uzerindeki baski. Sarsici olan, olayin 1800 veya erken 1900'lerde degil, 1980'lerde geciyor olmasi. Aya ayak basilmasindan, nukleer enerjinin ehlilestirilmesinden, DNA'nin yapisinin cozulmesinden yillar sonra; sozde modern zamanlarin birinde, kendi ayaklari uzerinde durmaya calisan bir kadin yasadigi bolgedeki tek ekmek kapisi madende ise giriyor. Ve tabii islerini calan(!) kadinlara hakettigi(!) gibi davranan erkek-baskin bir toplulugun icine. Ileri geri sicramalarla, tansiyonu dusurmeden, tepe noktasina adim adim gelen senaryo, guclu sahneleriyle alkislanmayi hakediyor. Filmin yonetmeni, Whale Rider ile 2003'te iyi bir sezon geciren, Niki Caro Yeni Zelandalilarin Hollywood cikarmasinda yerini saglamlastiriyor.
Basrolde yine iyi bir is cikaran Charlize Theron'la baslayan oyuncu kadrosunda iki diger onemli isim Sissy Spacek ve Frances McDormand. Spacek'in dakikalari kisitli olsa da varligi bile yetiyor. Hep bagimsiz filmlerde, bircogu Coen kardeslere ait olmak uzere, izledigimiz Frances McDormand akademiden bir adayligi daha hakederek aliyor. Bu uc ustadan gozlerinizi alabilirseniz, Cheers'tan hatirlayabileceginiz Woody Harrelson, aklimda nedense hep polis imaji doguran Richard Jenkins ve genelde kotu adam rollerine dusen Sean Bean'in oyunlarina da goz atmakta fayda var.
Dakikalar ilerledikce hizini kaybedip dramin icinde kaybolmak yerine basladigi cizgiyi son sahneye kadar inatla koruyan North Country izlenmeye deger.