30 Eylül 2012 Pazar

Birinci Yarış: Marathon Hazırlık Koşusu - 18 mil (~29km)

Central Park'ta 3 turdan oluşan 18millik (29km) NYC Maraton Hazırlık Koşusu, maratonu düzenleyen NYRR grubunun klasik yarışlarından biri. Maratondan 6 hafta önce koşulan yarışın amacı katılımcılara ve sonbaharda diğer maratonları koşacak olanlara son bir deneme imkanı vermek. (ÖSS'ye hazırlanırken girdiğimiz deneme sınavları gibi bir nevi). Maratondan 8 mil (12 km) kadar kısa olan mesafe, yarış stratejinizi benzer şartlarda (yokuşlar ve inişler, yardım istasyonları ve diğer yarışçılar) denemek ve iyi bir zamanla bitiş çizgisini geçip güven kazanmak açısından önemli. Hazırlık sürecinde 42 km'lik tam yarış mesafesinin koşulmamasının sebebi bacaklara yarıştan 6 hafta önce gereksiz hasar vermemek.

Pazar günkü yarıştan önce sol ayağımda hafif bir sorun vardı. Bir önceki haftanın 30km'lik uzun koşusundan incinmiş çıkan ayağımın tekrar sorun çıkarmaya başlamasından korkuyordum. Planım oldukça yavaş başlayıp (6:45-7:00/km) kendimi iyi hissedersem ikinci yarıda hızlanmaktı.

Belki yarışa çok da önem vermediğimden, belki bir önceki hafta aynı mesafeyi sorunsuz koşmuş olmanın güveniyle Cumartesi günü 3-4 senelik koşu tecrübemde öğrendiğim herşeyin tersini uyguladım. Öğlen yemeğini geç ve ağır yedim, öğleden sonra 2-3 saat kadar uyudum ve akşam yemeğini gece çok geç saatte yedim. Sonuç? Hiç uyumadan geçen bir gece ve ağır bir mide. 

Saat 7'deki başlangıç için 6'dan biraz önce evden çıktım. Serin (10-12 derece civarı) ve rüzgarlı hava yarış için umut verdi ve başlangıç noktasına olan 5 km'lik yürüyüşümde uyanmamı sağladı. 

Başlangıç saati geldiğinde parkur hakkında son bilgilerimizi alıp (yarış direktöründen aktarıyorum: "Fazla söyleyecek birşey yok, üç tur atıyoruz Park etrafında"), yola koyulduk. Her ne kadar kendimi arkalara saklayıp yavaş başlamaya çalıştıysam da akıntıya kapılıp planımdan kilometre başına yarım dakika kadar daha hızlı başladım. 

Başlangıçtan 1 km kadar sonra Central Park'ın en büyük tepesi ve parkurun şüphesiz en çok küfür edilecek noktası olan Harlem tepesiyle yüzleştik. İlk tırmanışta fazla sorun olmadı.

5 kilometreyi geçerken bacaklarım hala yarı uykulu ve isyan halindeydi. Tek başıma bir Pazar koşusunda olsam muhtemelen çok uzatmadan bırakırdım ama hem etraftakilerden hem de 6. kilometre civarında bir turluğuna koşuya katılan, uzun koşuları normalde beraber yaptığım çalışma arkadaşım sayesinde aynı hızda ilerlemeye devam ettim.

10km civarında, ilk turu bitirirken, 6.-8. km'ler arası gelen iyimser hava çoktan dağılmıştı. Sol ayağım, sağ bacağım ve midem sorun çıkarıyordu. Kendimi yemeye ve içmeye zorlayarak enerji seviyemin çok düşmemesini sağlasam da, bir 5km daha ne zaman durmak zorunda kalacağımı kafamda planlayarak devam etti. 15. km'de arkadaşım ayrıldıktan sonra bir tuvalet molası verdim. Yarışlarda genelde tuvalet molasına ihtiyaç duymuyorum ama dediğim gibi bir önceki gün yaptığım beslenme hataları bu sefer beni mecbur bıraktı. Sıra beklemesiyle beraber mola bana 5 dakikaya mal oldu.

Moladan tamamen değişmiş olarak döndüm. O sürede bacaklarda biriken laktik asitin temizlenmesinden mi, son yediğim karbonhidrat jelinin kana karışmasından mı yoksa süre kaybetmenin verdiği telaştan mı bilmem, kilometre başına zamanlarım 6:30'dan 6:00 ve altına düştü. İkinci turu bitirirken ne ayağımdaki ne bacağımdaki ağrıdan eser kalmıştı.

Üçüncü tur aşağı yukarı aynı hızla devam etti. Harlem Hill'i üçüncü kez tırmanırken yorulup yürümeye başlayanları birer birer geçmek oldukça eğlenceliydi. Turun ortalarına doğru aynı hızı koruyup koruyamayacağım konusunda şüphelerim vardı. Çok zorlanırsam parkın ikinci büyük tepesi olan Cat Hill'i yürüyebileceğimi düşünerek moralimi yüksek tutmaya çalıştım. 27.km'de büyük tepeleri bitirmiş olmanın verdiği güven ve bitişe yaklaşmanın heyecanıyla biraz daha hızlandım (5:10/km). Son km'de arkadan hızla gelenlere geçilmemeye karar verdim ve önümdekilerin bir kısmını da geçip 3:08:43'de bitişe geldim.

Zamanım geçen seneye göre 1 dakika kadar kötü olsa da 5 dakikalık molayı kattığınızda bitiş süremden, özellikle koşunun ikinci yarısındaki performansımdan, oldukça memnun kaldım. Daha da önemlisi koşudan herhangi bir sakatlık olmadan çıktım. 

Tedbirli davranıp bu haftayı hafif geçirdim. Önümüzdeki hafta çalışma arkadaşımla yarışın önemli engellerinden olan Queensboro Bridge'i birkaç kez koşup tecrübe kazanmak istiyoruz. Ondan sonraki hafta da yine parkta yarı maraton yarışımız var. Maratondan 3 hafta önceki bu yarışa başlamadan 10km kadar koşup, toplamda 30km'lik bir hazırlık koşusu daha yapmış olmayı planlıyoruz.

21 Eylül 2012 Cuma

Maratona doğru

Koşu Türkiye'de pek ilgi gören bir spor dalı değil. Vaktiyle Süreyya Ayhan 1500 metrede bir yarış kazandığında bir heyecan oldu, Elvan 5000-10000'e ilgimizi çekti, belki bu sene yine Aslı Çakır Alptekin-Gamze Bulut dublesi sayesinde gene biraz 1500 konuştuk ama bu ilgi koltuktan kalkıp kendimizi yollara vurmamıza sebep olmadı.

Amerika ve Avrupa'da durum biraz farklı. 1970'lerde profesyonel atletlerin tekelinden çıkıp amatörlerin günlük hayatına giren koşu sporu, günümüzde en revaçtaki aktivitelerden. Herhangi bir şehirde herhangi bir hafta sonu binlerce kişinin katıldığı 1500 metreden - 5-10 km'ye kadar değişen uzunluktaki yarışlar normal sayılıyor. RunningUSA sitesine göre, geçtiğimiz sene ABD'de bitiş çizgisi yaklaşık 14 milyon kez geçildi. Birden çok yarış koşanları hesaba katarsanız en azından 4-5 milyon kişinin en az bir yarışa girdiği tahminini yapmak mümkün. Tabii yarış derken, katılanların çoğunun tek amacının kendi derecelerini geliştirmek olduğunu akılda tutmak lazım.

Maraton, toplam bitişlerin sadece %4'ünü oluştursa da (yaklaşık 500 bin), koşu sporunun en çok konuşulan ve ilgi gören mesafesi konumunda. Belki Olimpiyatlarda izlediniz, belki Avrasya maratonunun koşulduğu gün haberlerde kulak kabarttınız. Sadece uzun, çok uzun olduğunu biliyorsunuz. Belki sıradan insanların teşebbüs bile edemeyeceğini düşünüyorsunuz. 500 bin sayısından tahmin edebileceğiniz üzere 42 kilometre 185 metrelik maraton mesafesi 4-5 aylık bir hazırlık sürecinden sonra son derece ulaşılabilir bir mesafe.

Dört sene kadar önce, Minnesota'da yaşarken başladığım koşu sporuna şu sıralar Amerika'da koşunun merkezi olan NY'ta devam ediyorum (yukarıdaki resimde gorüldüğü üzere). Daha ileride bu spor hakkında öğrendiklerimi Türkçe aktarmaya çalışacağım ama önümüzdeki birkaç haftada bu seneki sonbahar dönemi yarışlarımla ilgili konuşacağım.

Bu pazardan başlamak üzere önümüzdeki 2 ay içinde 4 yarış hedefliyorum. Birincisi, 23 Eylül'de, 18 millik (29km) NYC Maratonu hazırlık koşusu. 14 Ekim'de NY Maratonu'nun efsanevi şampiyonlarından Norveç'li Grete Waitz'in adını taşıyan Grete's Great Gallop yarı maratonu'nu (21 km); 4 Kasım'da, Amerika'nın en büyük ve görkemli maratonu olan NY Maratonu'nu (42 km) koştuktan sonra; 17 Kasım'da 60 km'lik NYC 60K ultra-maratonuyla sezona nokta koyacağım. Hedefim yarışların hepsini bitirmek, mümkün olursa kendi en iyi derecelerimi geliştirmek. (Yarı maraton: 2:01:45, Maraton: 4:50, 60K: 7:15)

Birkaç gün sonra ilk yarış raporunda görüşmek üzere.

20 Eylül 2012 Perşembe

Kapitalizm Alzheimer arastirmalarini durdurdu!! (mu?)

Doktor bir arkadaşım Hürriyet'ten etkileyici bir başlığa sahip bir haber gönderdi bugün: "Alzheimer'da pes ettiler". NTVMSNBC'nin de kopyala-yapıştır metoduyla bildirdiği haberde ilaç üreticilerinin Alzheimer ilaçları bugüne kadar başarılı sonuçlar vermediği ve haliyle kar üretmediği için araştırmadan çekilme kararı aldıklarından dem vuruluyor. Açıklamayı yapan Eric Karran'ın firmaların konu üzerinde çalışmaya devam etmek istediği fakat yönetim kurullarının para kaybetmeye tahammül edemedikleri için buna izin vermediğini söylediği belirtiliyor.

Böyle bir haber gördüğünüzde tavsiyem haberdeki özel ismi (Eric Karran) Google'da taratmanız ve son 24 saat veya 1 hafta içindeki başlıklara bakmanız. Genelde Türk basını haberi dış kaynaklardan çevirmiş oluyor. Nitekim bu haberin de aslı şurada:

http://www.google.com/hostednews/ukpress/article/ALeqM5gp9n969mZw9JUlR2Ji2JF1mEBJAA?docId=N0245501347979775956A

Hürriyet'in haberinde iki sorun var.

Küçük olan hata çeviride. Mesela, Eric Karran'ın görevi "Bilim Dünyası Medya Merkezi sözcüsü" olarak aktarılmış. Halbuki kendisi "Alzheimer's Research UK" adlı sosyal kuruluşun araştırma stratejisi başkanı. Linkedin profilinden Karran'ın daha önce J&J, Eli Lilly ve Pfizer'da üst düzeyde görev almış bir bilimadamı olduğunu görüyoruz. Yani, eskiden endüstrinin içinde olsa da kendisi artık dışarıdan yorum yapıyor, ilaç firmaları adına konuşmuyor.

Yine son paragrafta bir firmada 300 kişinin bu konu üzerinde çalıştığından bahsedilmiş, ama Karran'ın dediği 300 kişilik grubun 14'e indirildiği. Bu hatalar muhabirin habere ne kadar satır doldurma amaçlı yaklaştığını gösteriyor.

Büyük ve affedilmez hataysa haberin atlanan kısmında. Eric Karran ilaç firmalarının başarıya ulaşamadığı tespitini yaptıktan sonra başarının formülünü de aktarmış: Devlet-Özel ortaklığı.

Yani diyor ki Karran, özel sektörde bu işin altından kalkacak sermaye yok, devletin riskin bir kısmını üstlenmesi lazım. Bu kesinlikle sıradışı bir öneri değil.

İlacın hastaya ulaşmasında iki önemli aşama var. Birincisi temel bilim kısmı. Yıllar sürer ve çok büyük emek ve sermaye gerektirir. Genelde üniversitelerde, devlet bursları veya bağışlarla fonlanan bu aşamada, hastalığın moleküler düzeyde ayrıntılarının anlaşılır ve çözüme yönelik strateji geliştirilir. İlaca gidebilecek yolu bulan araştırmacı bulgularını hakemli dergilerde yayınlar ve üniversitesi aracılığıyla buluşuna patent alır.

İlaç firmaları bu noktada devreye girer, patenti satın alır ve yine yüklü miktarda sermaye gerektirse de daha başa çıkılabilir ve daha az riskli olan ilaç geliştirme işini yapar, klinik deneylerle ilacın hastalığın seyrini etkilediğini gösterir. Karran klinik deneylerde devlet desteğinin arttırılması gerektiğini belirtiyor. Belirtilmese de, bu destek maddi olabileceği gibi, klinik deneylere hasta bulma veya devlet hastanelerini takipte kullanma gibi alanlarda da olabilir.

Özetlersek;
1) Alzheimer araştırmalarının durduğu falan yok. Sadece yön bulma çabası var.
2) Evet, ilaç firmaları kar etmek durumunda ama uzun dönemde hayatta kalmak istiyorlarsa Alzheimer ve kanser gibi çok insanı etkileyen hastalıklara yatırım yapmaktan pek de uzak duramazlar.
3) Muhabirlerin İngilizce öğrenmesi şart.

Bloga da dönmüş olduk bu arada. Türk gazetelerinde dikkatinizi çeken, kontrol edilmesini istediğiniz bilim haberlerini gönderiverin bu tarafa, bakalım.