10 Mayıs 2005 Salı

A.I. *****

Kubrick'in olumunden sonra Spielberg'un cektigi Artificial Intelligence, uzerine cok tartisilan ve hakettigi degeri bir turlu bulamayan bir film oldu. Asagidaki yazi bu film uzerine kisisel goruslerimden olusmaktadir. Bir Kubrick ve Spielberg hayrani olarak kesinlikle objektif olmadigim aciktir. Yazi filmin neredeyse sahne sahne incelemesini icerdiginden filmi izlememis kisilerin okumamasi daha iyi olur. Okusalar da zevk alamazlar.

Once film hakkinda genel goruslerimi vereyim. Bu film bir Kubrick&Spielberg ortak projesidir. DVD'de yer alan "Creating A.I." belgeselinde Spielberg'un anlattiklarini ozetleyeyim once: Bu proje 1980'lerde Kubrick tarafindan uretilmis ve Kubrick bu yeni "yavru"sundan dostu Spielberg'e de bahsetmis. Senaryoya, storyboardlara beraber bakmislar ve 90'larin ortalarinda Kubrick Spielberg'e 'sen yonet ben yapimci olayim' onerisiyle gelmis. Spielberg kabul etmese de senaryo uzerinde calisma devam etmis, uzun sure ikisi de projenin digerine uygun olacagini dusunmus. Kubrick 1999'da hayatini kaybedince, esi Spielberg'e 'sen yapmazsan kimse yapmayacak' seklinde bir mesaj gondermis. Spielberg de bu sekilde projeyi dostuna saygisini sunmak adina ustlenmis. Senaryo yazimini da baska bir yazara birakmanin yersiz olacagini dusunup Kubrick'in senaryosunun uzerinde kendi calismis ve sonunda da eseri ortaya cikarmis. Bircok insan Spielberg dusmanliklari icinde 'bu projeyi de rezil etti' yakarislariyla ortaya atladi ama ben onlara kesinlikle katilmiyorum ve iki ustanin da
tekniklerini hissettigim bu filmi ayri bir yere koymaya sirf bu sebebin bile yetecegine inaniyorum.

Gelelim senaryoya... Kubrick'in huyudur. Hangi filmini izlerseniz izleyin, sasirtir, dusundurur ve sarsar. Bu filmin anatemasi insan dogasinin temel ihtiyaclarindan biri,
'sevme ve sevilme'. Anatemayi aktarma gorevi sevebilen' bir robota verilince filmin arkaplani da gelecegin robotlarla dolu dunyasi oluyor. Hikayenin ne demek istedigine az
sonra gelecegim ama bastan sona genel olarak bakildiginda filmin ortalarina dogru da belirtildigi gibi A.I.'in masal ile gercegin birlestigi bir yapit oldugu acik. Sevme ' sevilme temasini bir sureligine kenara birakip materyalist gorusle yaklasalim. Bu filme yapilan en buyuk elestirilerden biri 'sevebilen' robotlarin yaratilamayacagi, bu sebepten de boyle bir tartismanin sacma olduguydu. Dedigim gibi, bence David bu filmde sadece Kubrick'in mesajini iletmekte kullandigi bir arac ve bunun bir robot da olmasi gerekmiyordu. Acilis sahnesindeki tartismayi ve bu sekilde filmin temel sorusunu tek cumleyle ozetlersek: 'Bir makineye bizi sevse bile niye baglilik duyalim?' Bu sorunun cevabi bence acik. Bakmamiz gereken yer bircok insanin evinde besledigi hayvanlar. Bize sevgi gosterecek varliklar bulunduruyoruz evlerimizde ve onlara baglaniyoruz. Gelip ayaginizi tirmiklayan kedinizin ya da boynunuza atlayan
kopeginizin David'ten bu anlamda cok da uzakta oldugunu dusunmuyorum. (Herseyi bir kenara birakip iyice teknik olursak, bu robotlarin uretebilecegi kanaatindeyim. Yine acilis sahnesinde dalga gecildigi gibi bilgisayarlarimiz bizimle satranc oynayabilecek ve belli seyleri taklit edebilecek kapasitede su an. Francis Crick'in 'Sasirtan Varsayim' kitabinda onerdigi gibi tum duygularin da noronlarin aktiviteleriyle kontrol edildigini dusunursek bir gun bunun bir makinede yuksek oranda taklit edilebilmesi ihtimali de her zaman var)

Filmin teknik yonlerine daha cok sahnelerden konusurken deginecegim ama ozel efektlere firsat gelmeyecek muhtemelen. Tek bir cumle edecegim zaten onlarla da ilgili: Gelecegin dunyasinin tasarimi ve perdeye aktarimi olaganustu.

Lafi daha da uzatmadan incelemeye geciyoruz.

Acilis:
A.I. tamamen sessiz aciliyor. Ilk kirilma noktasina kadar da yogun bir gerilim havasi hakim. Acilista bir dis ses yardimiyla Dunya'nin durumu ve robotlara dogan
ihtiyac anlatiliyor. Buna gore Dunya'nin kisitli kaynaklari tukendigi icin kaynak tuketmeyen robotlar onem kazanmis, ekonominin onemli bir parcasi haline gelmistir.
Gunumuz de aslinda bu anlatilandan cok farkli degil. Dunya insanlarinin surekli artan ihtiyaclarini karsilamak icin tarimda ve sanayide makine kullanimi neredeyse mecburi
hale geldi. Robot kollari olmayan bir araba fabrikasini dusunmek bile sacma. Gelecekte daha da azalan kaynaklarla insandan bagimsiz yapilara ihtiyacin artacagi, insan sayisinin kontrol altina alinacagi neredeyse kesindir.
Robotlarin o anki durumu hakkinda ufak bir sovla acilan sahnede 'Visionary' oldukca yuksek bir hedef koyuyor: Gercekten sevebilen bir robot. Ayni sinir aglariyla ugrasanlarin 'ogrenen' makineler yapmasi gibi. Bir simulasyon, ama gercege cok cok yakin, insan girdisinden bagimsiz bir simulasyon (yine Crick'in 'Sasirtan Varsayim'ini akilda tutmak gerek burada) Ve sonra sahnenin sonlarina dogru 'Visionary' ile izleyicilerden biri arasinda gecen diyalog filmin temel sorusunu masaya koyuyor: 'Bizi seven bir makineye karsi biz niye sorumluluk veya sevgi hissedelim? Ya da niye boyle birsey uretelim?' Bu soruya gelen cevap da 'Tanri Adem'i O'nu sevsin diye yaratmadi mi?' seklinde. Ustanin (Kubrick) filmlerinde cevap izleyiciye ozeldir, o sorusunu sorar, siz cevabi kendiniz ararsiniz. Ben kendi gorusumu belirtecek olursam. 'Niye uretelim?' sorusuna verilen cevap 'sevilme'nin temel bir ihtiyac olusunda sakli. Cocuk yapmasina izin verilmeyen ailelerin eksiginin 'sevebilen' bir robotla kapatilebilecegi dusunuluyor. Ilk sorunun cevabi ise filmin ilerleyen sahnelerinde gizli. O zaman deginiriz.

David'in gelisi:

Acilis sahnesinden hemen sonra cocugu komada olan, David'i deneyecek aile kisaca tanitiliyor ve David'in eve gelis sahnesine geciyoruz. Asansor kapisi aciliyor, ilk
gordugumuz odaklanmamis, arkadan yogun isik alan bir siluet. Bu bolumde yonetmenin amaci henuz aktive edilmemis olan David'in hala bir makine oldugunu, gercek bir cocuktan ne kadar uzak oldugunu hissettirmek ve zaten bu giris bile onda insansi olmayan bir hal oldugunu anlatmak icin yeterli. (Ayrica siluete dikkat ederseniz, filmin en sonundaki gelecegin robotlarina az cok benzedigini farkedebilirsiniz) Sekansin ilerleyen bolumlerinde buzlu camin arkasindan goruntulerle, camdan yansimalarla, David'in bir anda Monica'nin yaninda bitivermesiyle ve tabii John Williams'in muzigiyle
gergin atmosfer ve David'in yapayligi hissi destekleniyor. Misal, bu sekans icinde bir sahnede Monica hic dusunmeden David'i bir dolaba kapatir, cunku o bir makinedir ve makineler dolaba kapatildiklarinda birsey hissetmez, buna karsilik siz de makineyi dolaba
kapattiginizda birsey hissetmezsiniz.

Sekansin son sahnesinde yemek masasinda Monica ve Henry'yi inceleyen David'in, Monica'nin agzindan bir tel makarna sarkmasini normaldisi bir durum olarak
algilayip gulme taklidi yapmaya baslamasiyla ('bu cocuk gulmeyi ogrensin ondan sonra oyuncu olsun' diyenler oldu bu sahneden sonra) sekanstaki gerilim bir anda tepe
noktasini bulur, ip kopar, ortam yumusar, ilk kirilma noktasina gecis saglanir. (bu arada sahnenin basinda David'in tavandaki yuvarlak lambanin icinden cekilmesi de bana hep 'Dr. Strangelove' filmine bir gonderme gibi gelmistir)

Kirilma noktalarindan ilkine gelmeden dikkat ceken bir konu buraya kadar goruntu yonetiminin cogunlukla donuk mavi ' metalik bir ton uzerine kurulmus olmasi.

Imprinting:

Monica David'i kabullenmeye hazirdir, imprinting icin gereken kelimeleri soyleyecek, 'sevgi' birimini aktive edecektir. Janusz Kaminski bu sahneyi sapka cikarilacak guzellikte, simsicak, insanin icini isitan bir gunes isigina bogmustur. Monica yavasca imprinting prosedurunun gereklerini yapar ve sonunda David aktive olur. Burada
Haley Joel Osment'in oyunculugunu ve Spielberg'un cocuk oyuncu yonetiminin basarisini takdir etmek lazim. Bu noktaya kadar David karakterinin bir robot oldugu bu
noktadan sonra ise 'sevebilen' bir robot oldugu ayrimi harika yansitilmis. Kaminski'nin bu sahneyle verdigi sicak sari isik bir sonraki kirilma noktasina kadar filmde bizimle olmaya devam edecektir.

Teddy:

Bir sonraki sahnede, bir diger onemli karakterle, super oyuncak ayicik Teddy ile tanisiyoruz. Monica'nin komadaki oglunun oyuncagi Teddy'yi David'e vermesi O'nu artik benimsediginin acik gostergesidir. Teddy ise gercekle yapma arasinda kalmis bir gecis turunu sembolize eder ve David'in film boyunca yaninda olmasi surpriz degildir.

Martin'in donusu:

Monica ve Henry'nin cocugu Martin komadan cikar. Haliyle David'in tam zitti ve Monica'nin sevgisi icin rakibidir.
Simdi ilk sahnedeyken belirttigim ilk sorunun cevabina geliyoruz. David sadece Monica'yi sevmek uzere programlanmistir. Monica'ya 'Mommy' derken Henry'ye
adiyla hitap etmesi onemli bir ayrim bu noktada. 'Bir insan bir robotu niye sevsin?' diyen kadini hakli cikarircasina Martin David'e bir kardes; Henry de baba sevgisi
duymaz, onlar icin David sadece bir oyuncaktir. Monica ise onlardan tamamen ayrilir. Bu durumdan 'sevgi gosterme'mizin bir sebebinin 'sevgi almak' oldugu sonucunu cikarmak mumkun. Tabii bu sonuc da insan dogasinin bencilligine isaret ediyor. Gercek hayatta
isler bu kadar duz gitmese de bence konu uzerinde kafa yormak icin iyi bir cikis noktasi. Martin'in bir onemli gorevi de filmin masal bolumunu olusturan Pinokyo'yu
masaya koymasi oluyor. Gercege donusen yapma cocugun hikayesi David'e annesinin sevgisini kazanmak icin gerekli ilhami veriyor.

Son olarak bu bolumden hos bir sahne de David ve Martin'in Teddy'yi cagirisi. Genel bir komedi sahnesi olarak da gorulebilir ama bence Teddy'nin arada olusunu ima
ediyor.

David'in birakilisi:

Filmin ikinci kirilma noktasi Monica'nin David'in parcalanmaya gotururken dayanamayip ormana birakmasiyla basliyor. Insanin icini acitan bu sahnede o robota sevgi duymaya basladigimizi hissediyoruz. Frances O'Connor ve Haley Joel'in oyunculuklari takdire sayan.

Gigolo Joe:

Bu kirilma noktasindan sonra o sicak sari isik yerini karanliga birakiyor ve Rouge City adi verilen 'zevk' sehrinde Gigolo Joe adli 'lover' robotla tanisiyoruz. Tabii ki
David'e geri kalan yolunda eslik edecek karakterin sevgiyi taklit etmekten otesini yapamayan bir seks robotu olmasi tesaduf degil. Ikisinin arasindaki en onemli fark filmin
sonunda veriliyor, orada degineyim.

Flesh Fair:
Arada ufak bir efekt sovundan sonra (coplukte kendilerine yedek parca secen robotlar) filmin en onemli ve 'en Kubrick' sahnelerinden Flesh Fair'e geliyoruz. Rouge City gibi aslinda her tarafi yapay isiklar icinde yuzmesine ragmen son derece karanlik bir sahne Flesh Fair. Hikayenin akisi acisindan onemi Gigolo Joe ile David'i bir araya getirmesi. Sembolik onemine gelirsek... Bu sahne insanin 'kendisinden olmayana' karsi nefretini kususu. Tarihte defalara yasanmis baskilarin bir diger ornegi.
Sadece bu ornekte baski goren ve ezilenler mesela zenciler degil de robotlar. (ilk parcalanan robotun zenci bir robot olmasi tesaduf mu acaba?) Insanlarin robotlari boyle rahatlikla parcalayabilmesi yine robotlarin ruhsuz makineler oldugu ve insanoglunun onlara karsi baglilik ya da sorumluluk duymayacagi gorusunun bir destekcisi. Tabii izleyici icin durum ayni degil, cunku biz sahneyi insanlarin yaninda degil de 'kurbanlik'larin yaninda oturarak izliyoruz. Dadi-robot kizgin yagla eritildiginde icimde hissettigim burukluk (ve muhtemelen bu anlamda yalniz olmayisim) robotlara gitgide baglandigimizin bir diger gostergesi. Sahnenin sonunda kalabaligin David'in
parcalanmasina izin vermeyisi David'in diger robotlardan farkli oldugunun isaretcisi.

Dr. Know:

Yine karanliklar icinde Rouge City'ye ve Dr. Know'un yanina geliyoruz. Birkac basarisiz denemeden sonra David Joe'ya bir oneride bulunuyor ve filmin yapisini ozetleyen su ironik cumleyi duyuyoruz: 'Yeni kategori... Gercek ile masali birlestir'

Dr. Know'un yanindan Blue Fairy'nin yerini ogrenip cikan ikilinin kavgasi aralarindaki farki ozetliyor: Joe gercek sevginin olmayacagindan eminken, David tam
aksini dusunuyor.

Man-hattan:
Joe robotlarin giremeyecegi bolgeyi Man-hattan olarak tanimlayip bir kelime oyunu yapar. 'Hattan' kelimesinin anlamina baktim ama pek birsey yok, zaten cok da
onemli degil. Benim icin ilginc olan sevgi duyacak robotlarin su anki kapitalizmin merkezi Manhattan'da uretiliyor olusu.

Hikaye akisinin bu yeni kirilma noktasinda karanliktan aydinliga doneriz. Bu sekansta David'in ikiziyle karsilasmasi ilk onemli an. David bir kopyasinin olusunu kabul edemiyor ve onu parcaliyor. Normal bir robotun (ya da bu mantikla
camasir makinesi veya televizyonun) bir benzerini kiskanip onu devredisi birakmaya calismasi beklenmez. Nitekim, diger David ilk David'i kiskanmaz, beraber kitap okumaya davet eder. Bu sahne sevginin 'kiskanc' yonunu hatirlatiyor. Insanoglu tum bencilligi icinde sevdigini paylasmayi da sevmez.

Hemen arkasindan gelen sahnede ise Visionary, lover-robot Joe ile David'in en onemli farkini acikliyor: David, bir masalin gercek olabilecegine inanmistir, tipki bir
insan gibi. Bu makinelerle aramizdaki en onemli fark. Bir bilgisayar ne yaparsa yapsin mantikli olanin disina cikmaz (simdilik). Bir masal onun icin asla gercek olmayacaktir.
Oysaki insanoglu kendisini kimi zaman masallarla ve hayallerle (ki zaten kendi yazdigimiz masallardir bunlar) dolu kendi dunyasinda gorur. Ne kadar uzak olursa olsun
hayallerimizin gerceklesebilecegi umidi kimi zaman bizi ayakta tutan tek seydir. Bu sahne bana David'in gercek bir insan-cocuga donustugunu ima ediyor.

Sahnenin sonunda David onlarca kopyasini gorur, 'tek ve gercek' olamayacagini anladigindan kendini suya birakir ve o anda Blue Fairy'yi suyun altinda gorur. Gigolo Joe'nun onu oradan cikardiktan sonra polislerce yukari cekilirken 'I am... I was...' deyisi de film boyunca baglandigimiz robotlara bir saygi durusu olsa gerek.

Final:
Ve herkesce 'aman ne uzun, ne agir' sozleriyle elestirilen, benim icinse mukemmele yakin bir sekans. Tam bir masal sonu. Yine John Williams'in muhtesem muzigine sapka cikarmak gerekiyor. Burada isik once metalik mavi-beyaz bir hal aliyor bastakine benzer sekilde.
David Blue Fairy'nin karsisinda 2000 yil buz icinde bekler ve gelecegin robotlari (bazilari bunlari uzayli olarak algiladi. Benim gorusum bunlarin zaman icinde evrilmis robotlar oldugu. Zaten Gigolo Joe da bir noktada, 'insanlar yok oldugunda biz burada olacagiz' diyerek buna isaret ediyordu) tarafindan cikarilir. Ilk isi Blue Fairy'ye yurumek
olur ama ona dokundugu anda Blue Fairy parcalanir. Ayni bazen hayallerimize oldugu gibi. Tam ulasacagimizi sandigimizda kaybederiz ya da ulastigimizda hayal ettigimizin yakinindan bile gecemedigini goruruz. Robotlar David'in hafizasini kullanarak once evini, sonra da bir tutam sacini kullanarak bir gunlugune annesini olusturur. Bazen hayallerimize sadece sinirli sure icin sahip oluruz, asla bir daha ulasamayacagimizi bilsek de o ani degerlendirmek isteriz ve hayatimizin geri kalaninda o hatiralari saklariz. David de tipki bu sekilde bir gunlugune
annesinin tum sevgisine sahip olur. Annesi uyudugunda hayali tekrar elinden alinacaktir. O bir gun, anlaticinin yumusak sesi, John Williams'in muhtesem muzigi ve Janusz Kaminski'nin yine o ice sicaklik veren gunes isigi ile bir siire donusuyor. Aksam oldugunda Monica yatar ve uyur. David de yanina uzanir ve anlatici masalin sonunu getirir: 'David uykuya daldi ve ilk kez ruyalarin dogdugu yere gitti' David'in hayalinin gercek oldugu, gercek bir cocuga donustugu bundan guzel anlatilabilir mi?

Ozet, sonuc, toparlama:
Basta da dedigim gibi A.I. cok elestirildi ve IMDB'de izleyicilerden ancak 6.8 alabildi. Ancak bana tum bunlari yazma cesareti veren sagda solda daginik halde
gordugum bir avuc yorum ve bir avuc A.I. asigi. Onlar varoldugu icin yanilmadigimi biliyorum. Filmi elestirenlerin bir kismi Spielberg'e dogustan dusman, bir kismi ise
Kubrick'in isinin bir baskasina verilmesini hazmedemiyor. Ama sorun su ki, Kubrick bu filmi zaten Spielberg'un cekmesini istiyordu ve oyle de oldu. Sadece yapimci koltugunda Kubrick oturamadi. Dedigim gibi film iki ustanin da karakteristik ozelliklerini tasiyor.

A.I. bence tekrar tekrar izlenip, izlendikce dusunulmesi, tartisilmasi gereken bir film. Hem sevgi uzerine, hem gelecegin dunyasi uzerine soyleyecek cok sozu var. Bu
yazi sadece benim goruslerimi ozetledigim bir deneme. Kubrick'in her sorusuna herkes kendi cevabini bulur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder