26 Ağustos 2006 Cumartesi

Easter Parade ****1/2

1948 yapimi MGM filmi. Muzikler Irving Berlin abiye aitmis, kendisi onemli bir isimmis. Basrolde Judy Garland MGM kariyerinin sonlarini yasarken, karsisinda efsane Fred Astaire onunla dans edebilmek icin emeklilikten donuyor. Stepin kralicelerinden Ann Miller ile zamanin jonlerinden Peter Lawford cekirdek kadroyu tamamliyor.

For Me And My Gal gibi, Broadway Melody gibi Easter Parade de sahne sanatcilarinin ask "cokgenlerine" deginiyor. Sebebini anlamak cok zor degil. Amac Astaire ,Garland ve Miller'i mumkun oldugunca sahnede tutup, muzikal numaralarin aralarini ask hikayesiyle tutkallamak. Benim icin bir sakincasi yok.

Fred Astaire'in "Drum Crazy" numarasiyla acilan film, beklendigi uzere Judy Garland'in buyuleyici sesi ve baslarda sakaciktan acemice, sonralari ustaca dansi ve Ann Miller'in her aninda akillara ziyan topuk hareketleriyle devam ediyor. It Only Happens When I Dance With You adli romantik sarkinin yaninda, Drum Crazy, A Fella With An Umbrella, Easter Parade ve Snookey Ookums dikkat cekiyor. NY'lularin paskalya gunu suslenip puslenip 5.
caddeye dokulmesi (easter parade) de gereken gorkemli ve renkli kiyafetleri saglamis oluyor. Filmi izlerseniz, bu sahne MGM'in arka bahcesinde cekilmis, ona gore bakiniz o dekorlara, yok artik deyiniz.

Filmi birakip DVD eklerine bakarsak. Iki disk halinde cikmis film. Birinci diskte film ve 12 adet Judy Garland muzikal fragmani mevcut (7/12 yapmisim simdilik (duzeltme- an itibariyle 8/12 oldu)) Eski fragmanlari genelde sevmiyorum ama bunlar fena degildi. Surekli kullanilan bazi kelimeler: "happiest, magnificient, greatest, big stars ve Technicolor" MGM'in filmlerini pazarlama politikasi hakkinda fikir veriyor. Ikinci diskte Easter Parade'in yarim saatlik bir yapim belgeseli, filmden cikarilmis "Mr. Monotony" numarasinin cekimleri (tekrar tekrar Judy Garland'i izliyorsunuz cekimlerde, sarki da bence eglenceli) ve PBS tarafindan hazirlanmis iki saatlik bir Judy Garland belgeseli var. Judy Garland: By Myself.

Garland'in kendi sozlerine ve cevresindekilerin birinci elden yorumlarina dayanan gercek bir belgesel. Bu DVD'de olmasi beni biraz sasirtti, cunku acikca MGM'in Garland'i nasil oldurdugunu anlatiyor. Wizard Of Oz'un cekimlerinde amfetaminlere ve barbiturate'a baslatilmasindan, annesi ve studyonun ilk cocugunu adeta zorla aldirtmasindan, dususe gectiginde MGM'in onu nasil kovdugundan, sonra tekrar cikisindan ve tekrar yok edilisinden (hayatinin son donemlerinde bu kez TV tarafindan) bahsediliyor. Niye boyle oldugunu anlamak zor. Belki de diyorum, insanoglu kendisine fazla parlak gelen yildizlari yok etmek istiyor icgudusel olarak. Hep bizim Sezen Aksu geliyor aklima Garland'i izlerken. Bircok ortak yanlari var ve bizde de ne zaman soz acilsa ilk olarak: "bitmis sezen aksu'nun sesi abi" cumlesi gelir. Konserini dinleyen dinlemeyen, bilen bilmeyen, garip bir coskuyla adeta sezen aksu'nun yok olmasindan zevk alir, ahkam keser. Bizim minik sercemiz belki de karakteri daha guclu oldugu icin hala bizimle beraber, yoksa onun da sonu farkli olmayabilirdi.

(bu arada MGM'e suc atarken ben de ustume suc almali miyim bilmem. sonucta MGM'e para saglayan da biz izleyicileriz. Ama icimi rahatlatan Garland'in seyircilerle bir arada olmayi, alkislanmayi sevmesi. 2.5 yasindan beri sahnede oldugundan olsa gerek) Yine ozetlersek, en az film kadar onemli bir belgesel. Yakalanirsa izlenmeli.

Ice Age 2 **

Ben bunun birincisini de sevmemistim bunu da sevmedim. (seni sevmiyorum sutoglan, babani da sevmezdim zaten!)

yani tamam animasyonlar, sempatikler falan da. bir yere kadar. daha cok cocuklara yonelik sanki. sadece su mese palamudu tipli meyvenin pesinde kosan garip yaratigin sahneleri eglenceli. onlar da muthis eglenceli ama. Niye eglenceli? Cunku cocuklugumuzun klasik cizgi filmlerine goturuyor bizi. Jerry'nin pesinde kosturan Tom'un, pembe panterin, sonralari road runner'in pesinde oyuncak olan will coyote'nin yasadiklarini hatirlatiyor bize. (bana en azindan)

Stick It ***1/2

Ucakta gosterilen filmi once izlemem diye dusunmustum. Oyle ya ice princess'ten agzi yanan insan, Stick It adini da gorunce uflemeyi falan bosverip filmin uzerine dogru vantilator tutmayi dusunuyor. Lakin, kaderin cilvesi iste, takildik ilk dakikalarina. Ondan sonra da kopamadim zaten. Stick It'i, Ice Princess'in jimnastik sporu icin yapilmis versiyonu olarak tanimlamak mumkun.

Konu her zamanki kliselerden. Basarili ama çökmüş bir sporcu, bir koc, o an icin basarili olan ve kahramanimizi aralarina istemeyen sporcu guruhu. Bu kez baskahramanimiz biraz da fazlaca asi. Zaten bisikletle akrobasi yaparken evin birinin camindan daldigi icin hakim tarafindan "ya hapse, ya bu kocun yanina" zorlamasina tabi tutuluyor. Ister istemez genc kizimiz kampin yolunu tutuyor (bu arada genc derken, bu jimnastikciler aslen 14 yasinda falan olur malum. ama filmde buna pek bagli kalinmamis. kizlarimiz, nasil desem, biraz iri (ha bu arada ruslarin bu alandaki son donemlerdeki efsanesi svetlana khorkina da 1.65 boyuyla bu isleri yapmis, 1.40'lik bucurlerin yaninda tezat kavraminin sinirlarini zorlamistir, isteyince oluyor yani. neyse)) Kampta biraz asilik yaptiktan sonra yola gelen kahramanimiz, kaybettigi gucune tekrar kavusur, olimpiyata gitme hayalleriyle cosar. Buradan sonra film bir yarisma ve bu yarismada sporcularin hakemlere ve puanlamaya gosterdigi tepkiyle finaline kavusuyor, kahraman gerekli dakikalarini aliyor, karizmasini yapiyor. Biraz buz pateninde bir suredir devam eden puanlama tartismalarina benzer olaylar.
Uzatmazsam, senaryo klise evet.

Film, senaryo dışı alanlardaki fazlaliklariyla kendini kurtariyor. Oncelikle Ice Princess'te yapilan hataya dusmeyen ekip, jimnastige mumkun oldugunca yer vermis, perde arkasina gecmis, spor hakkinda bilgiler eklemis. Ve en onemlisi muzik destegiyle gozlere senlik jimnastik sahneleri olusturmus. Video klip formundaki bu bolumler harika. (Busby Berkeley izlemiş olsa o da beğenirdi tahminen)

Zorlu sahneleri cekmek icin gerekli hareketleri yapacak birileri de lazim, o sebepten oyuncu kadrosunu da kutlamali unutmadan. Sadece "kurt koc" rolundeki jeff bridges tanidik. Dengede, asimetrik paralelde, atlama beygirinde hoplayip ziplayan, carpan dusen oyuncu kadrosu genelde bir-iki filmde oynamis, bir-iki dizide konukluk yapmis genc kizlardan olusuyor. Baslarinda ise bir Missy Peregrim var ki, o varken aksiyon filmlerine niye oyuncu aradigimiz konusu fena halde kafama takildi. Halle Berry'nin basrol aldigi Catwoman'da ufacik bir rolde bulunmus. herhalde oyuncu seciminden sorumlu arkadaslar dusunmustur, halle'yi niye getirdik biz diye. Yuz ve fizik olarak Hillary Swank'e benzeyen Peregrim, yuzunun ilk gorundugu sahnede "Liv Tyler mi ki acaba" sorusunu da getirdi akla. Tabii ucak monitoründe kim olsa Liv Tyler gibi gorunebilir ama notlara da eklemek lazim.

Netice itibariyle sinema tarihine altin harflerle yazilacak bir film olmasa da, olimpiyatlara kadar idare edebilir.

Overboard

Basrolunde Goldie Hawn ve esi Kurt Russell'i bulunduran bir romantik komedi.

Goldie, marangoz Russell'a is yaptiran, yaptirirken de kendisini ezen, burjuvanin da otesinde, zengin, simarik... yani of igrenc bi insan iste. sonra hafizasini kaybediyor bu Goldie. zengin kocasi sahip cikmayip sirra kadem basinca, uc cocuguyla basi zaten
belada olan dul russell goldie'den intikam almak icin kendisini kocasi olarak tanitip kadincagizi evinin basina getiriyor. Azicik "7 Brides For 7 Brothers"da Jane Powell'in dustugu durumu hatirliyoruz ister istemez. Tabii basta isin ve yukun altinda bunalima giren goldie sonradan ortaligi toparliyor. filmin sonunda da kacinilmaz olarak bir hafizanin geri gelmesi durumu var ki artik onu da aciklamaya gerek yok zaten.
boyle kendi halinde, iddiasiz ama eglenceli bir film.

16 Temmuz 2006 Pazar

Funny Face ***

Cirkin ordek/guzel kugu hikayelerine Hollywood'un gorkemli klasik doneminden bir ekleme. Ustelik kugularin en guzeli Audrey Hepburn, beyaz atli prenslerin en iyi dans edeni Fred Astaire'in karsisinda.

Moda dergisi editoru Maggie (Kay Thompson) hedefini zekanin ve guzelligin ayni bedende birlesebilecegini gostermek olarak koymustur. Fotografcisina (Fred Astaire) bu hedefe uygun olarak calismasini soylese de fotograf makinesini pek de zeki olmayan modeli bir turlu zeka kupu seklinde gostermeyi beceremez. Bunun uzerine Maggie, fotografcisi Dick Avery ve pembeler icindeki asistanlari studyoyu yuklendikleri gibi (isiklar, kameralar) solugu bir kitapcida alir. Merdiven tepesinde kitaplari duzenleyen dukkanin calisani Jo (Audrey Hepburn) gitmelerini (Hepburn'e has nazik kizginlikla) emretse de moda ekibi cekimini yapar, hatta bir kareye de Jo'yu ekler. Haliyle bu kare daha sonra Avery'nin baskisiyla Jo'nun yeni model olarak secilmesinin yolunu acacaktir. Kizin aklini karanlik odada sergiledigi dansla celen fotografci, onu Paris'e gidip modellik yapmaya ikna eder.
Filmin devami "An American In Paris"te Gene Kelly'nin Leslie Caron'a kur yaptigi mekanlarda "Bonjour Paris" diyerek acilan (hele Hepburn'un deyisi insanin icinde fransizca ogrenme istegi olusturuyor), salas kafelerde, sokak ortalarinda, gol kenarlarinda ve tabii suslu balo salonlarinda danslarla devam eden alisildik bir muzikal. Alelade kitapci kiz Jo suslenip puslenip goz alici bir modele donusuyor. Ne yazik ki bu ihtisam Hepburn'un masum, naif guzelliginin altini cizmek yerine ustunu ortuyor.
Astaire'in danslari her zamanki gibi fizik kurallarina aykiri. Ote yanda Hepburn bale gecmisinin getirdiklerini suruyor onumuze. Keske daha fazla dans etme sansi olsaydi kariyerinde diye dusunduruyor insani. Bir diger ilginc nokta, bu filmden 7 sene sonra, 1964'te cekilen, bir diger cirkin ordek-guzel kugu hikayesinde, tum zamanlarin en iyi muzikallerinden My Fair Lady'de, Hepburn'e kendi sarkilarini soyleme sansi verilmese de aktrisin bu filmde kendi sesiyle sarkilarini pek guzel seslendirmis olmasi. My Fair Lady yapimcilarina bir tas daha atip geciyoruz.
Filmin renkli, gorkemli kostumleri renkli bir goruntu yonetimiyle desteklenmis.
Senaryosu yer yer duraklayip, sonunda biraz tokezlese de Hepburn-Astaire ikilisinin hatrina, ozellikle de Hepburn'un dans yeteneklerini incelemek icin izlenebilir. Parisseverler kacirmasin zaten.

15 Temmuz 2006 Cumartesi

For Me And My Gal ****1/2

1942 yapimi bir MGM muzikali. Judy Garland ve Gene Kelly basrollerde.

1942 MGM yapimi "For Me And My Gal" vaudeville tiyatronun oyuncularina ithafla aciliyor. Sehirden sehire gezip yeteneklerini sergileyen iki oyuncu filmin baskarakterleri. Oyunculardan biri, bu filmle Broadway'den Hollywood'a gecip adinin muzikal filmlerle birlikte anilmasini saglayacak kariyerine baslayan Gene Kelly'nin canlandirdigi, biraz vurdumduymaz, cikarci, uyanik Harry Palmer. Karsisinda ise cocuk-genc kiz rollerinden kurtulup adini ilk kez film adinin onune ilk siraya yazdiran, vaudeville kokenli, Judy Garland Jo Hayden'i canlandiriyor.
Ilk tanistiklarinda biraz terslense de, Harry filmin ilk vaudeville sekansinda bizimle beraber izleyip hayran kaldigi, guzel aktrisin gonlunu bir sarkiyla, filme adini veren "For Me And My Gal" ile calmayi basariyor. Broadway Melody of 1940'teki Eleanor Powell - Fred Astaire numarasi gibi bir piyano esliginde bir restoranda ikilinin sahneledigi numara filmin zirve noktalarindan. Kelly'nin her zamanki etkileyici dansina Garland ayni guzellikte bir dansla ve buyuleyici sesiyle cevap veriyor.
Jo'nun beraber calistigi, Broadway Melody of 1940'den tanidigimiz George Murphy'nin canlandirdigi, Jimmy Metcalf'in de onlerinden cekilmesiyle ikili kendi sovlarini sahnelemeye basliyor. Bir de hedefleri var: "New York'ta, The Palace'ta sahneye cikmak". Palmer-Hayden'in yola cikisiyla beraber filmin ilerleyen sahnelerinde onem kazanacak 1. dunya savasinin etkisini de olabilecek en ince sekilde hissettiren senaryo gitgide derinlik kazanmaya basliyor. Her romantik komedide ve feel-good'da oldugu gibi inis cikislar birbirini kovalayarak ve ustalarin muzikal numaralariyla ic ice gecerek hikayeyi finale tasiyor.
Bircok acidan bir sinema tarihi belgesi olan For Me And My Gal DVD'si iki onemli kisa film iceriyor. Biri Judy Garland'in iki ablasiyla "Garland Sisters" adi altinda "hamam bocegi" icin yazilmis bir sarkiyi seslendirdigi, bircok yildizin ufak skeclerini barindiran "La Fiesta de Santa Barbara", digeri ise IMDB'de Garland'in ilk filmi olarak gorulen, aslen MGM'in iki kucuk yildizi denedigi, 10 dakikalik "Every sunday". Bu kisa filmin ilginc hikayesine sanirim Harvey Girls DVD yorumunda yonetmen George Sidney deginmisti. Judy Garland ile Deanna Durbin bu ufak filmin iki ufak yildizi. MGM yetkilisi (IMDB'ye bakilirsa bizzat George Sidney imis), "uzun boylu ve guzel olani", yani Deanna Durbin'i studyoda tutup, "sisman ve cirkin olani" kapi disari etmelerini soylese de MGM tersini yapip "cirkin" Garland'i kadrosuna katmis. Universal'le anlasma imzalayan Durbin birkac sene icinde Hollywood'un en cok kazanan aktrisi konumuna gelmis. (Laf aramizda ben hala Garland'la anlasma imzalayan MGM'in karli oldugunu dusunuyorum)
Tarihi degeri bir yana, Garland ve Kelly ile 2 essiz saat gecirmek icin izlenmesi gereken bir film. 2. dunya savasi atmosferinde cekildiginden sonlara dogru belli belirsiz giriveren propaganda havasini gormezlikten gelirseniz daha da hos olur.

2 Mart 2006 Perşembe

North Country

2003'te cektigi Monster'la yildizlar arasina katilan Charlize Theron'i basrole alan North Country senenin buyuk adaylarinin golgesinde kalan basarili bir drama.

Julia Roberts'a Oscar kazandiran Erin Brokovich bir kadinin suyu zehirleyen bir sirkete karsi mucadelesini anlatiyordu, North Country'de ise bu kez bir kadin "herkes gibi" olabilmek icin calisiyor. Gercek bir olaydan uyarlanan North Country ana temasi cinsel taciz ve kadin uzerindeki baski. Sarsici olan, olayin 1800 veya erken 1900'lerde degil, 1980'lerde geciyor olmasi. Aya ayak basilmasindan, nukleer enerjinin ehlilestirilmesinden, DNA'nin yapisinin cozulmesinden yillar sonra; sozde modern zamanlarin birinde, kendi ayaklari uzerinde durmaya calisan bir kadin yasadigi bolgedeki tek ekmek kapisi madende ise giriyor. Ve tabii islerini calan(!) kadinlara hakettigi(!) gibi davranan erkek-baskin bir toplulugun icine. Ileri geri sicramalarla, tansiyonu dusurmeden, tepe noktasina adim adim gelen senaryo, guclu sahneleriyle alkislanmayi hakediyor. Filmin yonetmeni, Whale Rider ile 2003'te iyi bir sezon geciren, Niki Caro Yeni Zelandalilarin Hollywood cikarmasinda yerini saglamlastiriyor.

Basrolde yine iyi bir is cikaran Charlize Theron'la baslayan oyuncu kadrosunda iki diger onemli isim Sissy Spacek ve Frances McDormand. Spacek'in dakikalari kisitli olsa da varligi bile yetiyor. Hep bagimsiz filmlerde, bircogu Coen kardeslere ait olmak uzere, izledigimiz Frances McDormand akademiden bir adayligi daha hakederek aliyor. Bu uc ustadan gozlerinizi alabilirseniz, Cheers'tan hatirlayabileceginiz Woody Harrelson, aklimda nedense hep polis imaji doguran Richard Jenkins ve genelde kotu adam rollerine dusen Sean Bean'in oyunlarina da goz atmakta fayda var.

Dakikalar ilerledikce hizini kaybedip dramin icinde kaybolmak yerine basladigi cizgiyi son sahneye kadar inatla koruyan North Country izlenmeye deger.