5 Kasım 2002 Salı

Citizen Kane

Nedendir bilinmez, insanoğlu hep en iyiyi merak eder. En iyi atlet, en iyi müzisyen, en iyi yönetici vs. vs. Bu durum günümüzde en popüler sanat dallarından biri olan sinema için de böyle. Birkaç ayda bir, bir derginin sinema eleştirmenlerini tek tek dolaşıp “Sinemanın en değerli yapıtını” sorduğunu görürüz. Daha da ilginç olarak neredeyse her ankette tek birinci vardır: ”Citizen Kane” (Yurttaş Kane)

1941 yapımı “Citizen Kane”in yönetmeni ve başrol oyuncusu Orson Wells. Diğer bazı oyuncuları Joseph Cotten, Dorothy Comingore ve Ray Collins olarak sıralanabilir. Filmin senaryosu da Orson Wells ve Herman J. Mankiewicz tarafından yazılmış. En iyi film, en iyi erkek oyuncu, en iyi yönetmen ve en iyi görüntü yönetimi de dahil 9 dalda Oscar’a aday olan film, sadece orijinal senaryo dalında ödüle ulaşabilmiş. (O yıllarda verilen ödüllerin günümüzden daha fazla tartışmaya açık olduğunu da eklemek gerek.)

Film, bir hayat hikayesini anlatır. Charles Foster Kane’in hayat hikayesini. Kane, miras kalan bir altın madeni sayesinde dünyanın en zenginlerinden biridir ve o bu zenginliğini medya yatırımlarıyla değerlendirmeyi seçmiştir. Dünya üzerinde, piramitlerden beri bir insanın kendisi için yaptırdığı en pahalı eseri “Xanadu”yu bitiremeden Kane ölür. Bir gazeteciye Kane’in hayatını ve son nefesinde söylediği “Rosebud” sözcüğünün anlamını araştırma görevi verilir. Gazeteci, Kane’in eski eşine, arkadaşlarına, kısaca onu tanıyanlara kelimenin anlamını sordukça biz de anlatılanlardan Kane’in yaşantısı hakkında bilgi toplarız. Filmin hikayesi için söylenecek çok fazla söz yok aslında. Bir hayat hikayesi dümdüz anlatılmak yerine geriye dönüşlerle ve değişik kişilerin görüşleriyle zenginleştirilmiş. “Rosebud” kelimesinin getirdiği merak da ilgiyi film boyunca üst seviyede tutuyor. Ve tabii medya gücüne, politikaya göndermeler… Bazı göndermelerin günümüzde dahi geçerli olduğunu görünce şaşırmaktan kendini alamıyor insan.

Citizen Kane’in gücünü aldığı bir diğer nokta (belki de asıl nokta) 1941 yılında, yani sinema daha öğrenme evrelerindeyken Wells’in perdeye sunduğu görüntülerin güzelliği. Sahne sahne saymanın belki imkanı (ve gereği) yok burada ama izlerken günümüzün çoğu filminde göremediğiniz kamera ve ışık kullanımıyla karşılaşabiliyorsunuz.

Son olarak Orson Wells’in ve diğer oyuncuların rollerinin hakkını verdiğini ve Bernard Herrmann’ın müziğinin de filmle muhteşem bir uyum içinde olduğun belirtmek gerekir.

Özetleyecek olursak, bir başyapıtın ortaya çıkması film dediğimiz bütünü oluşturan küçük parçaların iyi olmasını ve iyi biçimde bir araya getirilmesini gerektirir. Saymaya çalıştığımız gibi Citizen Kane bu gerekliliği sağlamış bir film. Belki sizin için sinemanın en iyi yapıtı olmayabilir, ama “Sinemayı seviyorum” diyen her insanın “en az” bir kez izlemesi gereken bir film olduğu da şüphe götürmez bir gerçek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder