12 Kasım 2002 Salı

A Clockwork Orange *****

Kubrick adı sinemaseverlere değişik duygular çağrıştırır: Olağanüstü, Sıkıcı, İnanılmaz vs… Sinema kariyerinde mükemmeliyetçiliği sebebiyle çok az sayıda, ama değeri tartışılmaz eserler vermiş olan Stanley Kubrick’in kendine has özelliklerini açıkça görebileceğiniz bir film “A Clockwork Orange” (Otomatik Portakal).

1971 yapımı filmin yönetmeni ve senaristi (Anthony Burgess’in romanından uyarlama) Kubrick. Başrollerde ise. Malcolm McDowell, Patrick Magee, Michael Bates ve Warren Clarke’ı görüyoruz. Oscar’a En iyi yönetmen, en iyi film, en iyi kurgu ve senaryo dallarında aday olan film (ki kurgu hariç diğerleri Kubrick’in eseri) törenden eli boş dönmüş. Üç dalda aday olduğu Altın Küre’de de sonuç değişmemiş. (Merak edenler için yazalım, o sene ödülleri The French Connection adlı film toplamış.) A Clockwork Orange şu an IMDB web sitesinin tüm zamanların en iyi filmleri sıralamasında 65. sırada bulunuyor.

Filmin konusu özetle insan duyguları. Azılı bir suçlu yakalanıp hapse atılır, iyi halinden ve isteğinden dolayı yeni bulunan bir teknikte denek olarak kullanılmasına izin verilir. Bu teknikle suçlunun duyguları yeniden düzenlenerek kişinin suç işleyememesi sağlanmakta ve suçlu topluma iade edilmektedir. Filmin gidişatı hakkında ipucu vermemek için konudan bahsetmeyi bu kadarla bıraksak iyi olur sanırım.

Stanley Kubrick’in her filminde görebileceğiniz ortak noktalardan birincisi parmak bastığı konuların aykırılığıdır. İzleyiciyi her seferinde karasız kalacağı yada tüm inanışlarına aykırı görünen bir durumla karşı karşıyadır. Bu filmde de insanın duygularının bir makine gibi düzenlenebileceği tezi ve böyle bir deney yapılırsa doğacak sonuçlar önümüze sunulmuş. Film de konusuna uygun olarak ilk sahneden itibaren karakterlerin giyinişleri, davranışları ve çevreleriyle bir bilinçaltı gezintisi gibi gidiyor ve her yolu kullanarak (erotizm, şiddet vs.) duygularınızı alt üst ediyor. Kubrick’in en azından iki filmini izlemiş olanlar bilir ki filmin bir yerinde mutlaka klasik müzik kendisini gösterecektir. Bu durum “A Clockwork Orange” da belki de zirveye ulaşmış durumda. Filmin baş karakteri fanatik bir Beethoven dinleyicisi ve bu durum filmin kilit noktalarından birisini oluşturuyor. Şiddet sahnelerinde arkadan klasik müziğin gelmesi ustanın bir diğer başyapıtı “Dr. Strangelove”daki ironiyi çağrıştırıyor.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi önümüze sunulan senaryo kaliteli. Beklenileceği gibi biçim de senaryoyu destekliyor. Bilinçaltı atmosferini yaratmak için yönetmen elinden geleni yapmış. Oscar ödülünü alamamış olsa da kurgu da unutamayacağınız sahnelerin yaratılmasında başarıyla kullanılmış. Bunların yanında başrolde olan Malcolm McDowell’ın karakterini bir makineyi andırır jest ve mimiklerle yorumlayışı da izlenmeye değer.

“Directed by Stanley Kubrick”… Bu yazının bir filmin başında görünmesi büyük bir ihtimalle o ana kadar yaşamadığınız bir deneyimin yakında olduğunun en açık göstergesidir. “A Clockwork Orange” da çektiği her film ayrı bir türde olan Kubrick’in en sıra dışı eserlerinden biri. Bu sebeplerden her gün gördüğümüz, ortak konuları işleyen tekrar filmlerinden canı sıkılanlara, sinemanın diğer yüzünü de görmek isteyenlere şiddetle tavsiye edilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder